custom essayscustom essays

Bizim İhtiyacımız Bencil Cennet Avcıları Değil « Tuğba Akbey İnan
Mavi D?nya
Pembe D?nya

Bizim İhtiyacımız Bencil Cennet Avcıları Değil

ferecHüseyin Tunç son kitabı “ Ferec” ile okuyucusuyla buluştu. Hukukçu ama gazetecilik yapan Selim’in hem içsel yolculuğunu hem de medya, sistem sorgulamalarını okuyor okuyucu kitapta. Oldukça donanımlı bir kahraman aynı zamanda Selim. Varlığı sorgularken bunu, boş bir sorgulamayla yapmıyor. Tarihi, sosyolojik ve kültürel kaynaklarla, insan çeşitliliğiyle yapıyor. Hem Selim’in kafasından geçenlere hem de yaşadıklarına tanıklık ettiriyor okuru Hüseyin Tunç.

Kendisiyle Profil Yayınlarından çıkan kitabı Ferec’i konuştuk:

İkinci romanı yazmanın hangi yanı ilk romanı yazmaktan farklıydı?

İlk roman daha hayatın içinden ve güncel bir kurguydu. Daha basit bir anlatım vardı.

İkinci roman varoluşa dair kadim sorular ve tarihin ışığında günümüz hayat tarzını ele alıyor. Fikri boyutunun daha ağır bastığına ve daha donanımlı olduğuna inanıyorum.

Evet kahramanınız da oldukça donanımlı… Sizin kendi birikiminizi aktardığınız bir kurgu muydu? Yoksa kahraman özel bir okuma seyri mi istedi sizden

Yazmanın aynı zamanda yazarı eğittiğini düşünüyorum. En azından kendi açımdan. Böyle bir birikimim yoktu. Konulara girdikçe araştırma ihtiyacı belirdi.

Çok farklı türeden çok sayıda kitap okudum veya ilgili bölümlere baktım.

Görüşmeler yaptım, gözlemde bulundum.

Bu sefer kahramanınız gazeteci? Özel bir sebebi var mı?

Medyanın ülkemiz ve dünya gündemini belirleme yahut etkileme gücü çok fazla. Dahası birebir insanları müthiş etkileyip yönlendirebiliyor. Medyanın güçlü kalemleri kurumsallık adına belki de kendilerinin bile inanmadığı fikirlerin temsilcisi oluyorlar. Toplumları evirip çeviriyorlar. Toplum en çok karşılaştığı ve en çok tekrarlanan unsurları doğru kabul ediyor. Bu yüzden Selim gazetecilikte ezberi bozma mücadelesi veren hukukçu bir karakter olarak tercih edildi.

Çokça eleştiri var bu sebeple Selim’in gözünden sisteme, medyaya, muhafazakârlara… Kendi söyleyemediklerinizi kahramana söyletmiş olabilir misiniz? Selimle aynı şeyleri mi düşünüyorsunuz yani?

Eleştiriler var ama bu Selim’in dış dünya ile girişeceği mücadelede içsel hazırlığı diyelim. İçsel donanım ve kudretini kazandığında, cesareti yeterli hale gelip mücadeleye devam kararı aldığı zaman, “düşerken kanatlarımı keşfettim. “ Yargılamıyorum, çünkü yargıç değilim.” diyor. Burada aslında biraz ironi yapmak istedim. İnsanlar hiçbir şey yapmak niyetinde olmadıklarında veya kendilerini zayıf gördüklerinde eleştiriye fazla yöneliyorlar. Mesela “dua etmekten başka elden ne gelir” dediğimizde bile yapabileceğimiz ama yapmaya üşendiğimiz somut faaliyetler vardır. Harekete geçmek irade ister. Konuşmak için dil yeterlidir.

Varlığı sorgulamak için ne gerekir?

Var olduğunu idrak etmek gerekir.

Peki varlığı sorgulamak seçkinlere özgü bir şey midir? Herkes sorgular mı varlığı/nı?

Seçkinler diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. O bir tür kuruntudan ibaret kanaatimce. Bu hikmetle ve belki de doğuştan gelen bir donanımla ilgili de olabilir. Sorguladığını zannettiğimiz kişiler değil de hiç tahmin etmediğimiz kişiler asıl sorgulayıcı olabilir. Bu insanları yakından tanımakla kavranabilecek bir şey diye düşünüyorum.

Bu yüzden mi çokça ” meczup” çıkıyor Selim’in karşısına… Bu işler akılla çözülmez mi demek istiyorsunuz?

İnsanların önyargılarını törpülemek istedim. Gözümüzde büyüttüğümüz gazete patronlarının yahut unvanı yüksek kişilerin acizlikleri ile belki de değersiz gördüğümüz kişilerin iç dünyalarında kopan fırtınaları harmanlamak istedim. Bunu yapınca aslında insanların sınıfsal farklılıklarının temelsiz suni bir icat olduğu görülsün istedim. Aklı küçümsemek haddime değil, meczubu yüceltmek de…

Ama akıl ile kalp yanyana olursa hayat daha güzel oluyor sanki. Davranış ve tavırlar daha sıcak ve şık duruyor.

huseyin bey

Kitapta gezi gibi güncel olaylarda var. Romanın ” geniş zamanı” için negatif bir durum değil midir bu?

Bence değil. Tamamen kurgu olduğunu düşünelim. Gezi benzeri kalkışmalar, iktidar mücadeleleri az olmamıştır tarihte. Günümüzün ağırlıklı savaş şekli sosyolojik savaş diye düşünüyorum ve Gezi Olayları da bir tür sosyolojik savaştı. Hatta bu olayı tarihe de bir not düşmek adına romana dahil ettim.

Romandaki kadınlar neyi temsil ediyor? Selim’in annesi, eşi, çalışma arkadaşı…

Anne, Anadolu’nun az konuşan ama gerektiğinde taşı gediğine koyan hikmetli insanını ve aile birliğini temsil ediyor. Eşi aile ilişkilerindeki karşılıklı tolerans ve anlama mücadelesini. İş arkadaşı ise dengeyi ve korunması gereken mesafeyi…

Roman ‘da Selim iş hayatında duruşunu daha netleştirse de iç dünyası henüz tatmin edici bir yere doğru gitmemiş. Tekkeleri, zikirleri ziyaret etse de, sorularına net cevap bulamıyor. Selim’in bu büyük dönüşümü sağlayamamasının sebebi ne? Bir hidayet romanı şeklinde algılanmasını istememeniz mi?

Burada içsel yolculuğu dış dünya ile yapacağı mücadeleye hazırlanması için işledim. Salt içsel yolculuk çoğunlukla dünyadan elini ayağını çekme ile neticeleniyor. Sınava girmeden sınavı geçmeye çalışanlar yüzünden İslam dünyasının zillete düştüğünü inanıyorum. Hayatın mana boyutunu da belli ölçüde kavramış, dış dünya ile mücadele edecek nesillere ihtiyacımız var. Ben Selim’in aradığını kendi iç dünyasında bulduğunu düşünüyorum. Onu mücadeleye sevk eden de o kendi içinde bulduğu cevherdir.

Peki varlığın ateşi kimleri yakar?

İçinde biraz merhamet, biraz şefkat ve bir kaç soru barındıran herkesi.

Yorum yapın